ÖZET
Giriş:
Hayati tehlikesi bulunmayan olguların geçici adli raporlarında hayati tehlike varlığı belirtilmesi, olayın sanığının çoğu zaman hürriyetinin kısıtlanması gibi ağır hukuki sonuçlara yol açmakta, sonradan verilen kesin raporda hayati tehlikesinin olmadığının belirtilmesi ise hekimlere duyulan güveni sarsabilmektedir
Amaç:
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’na başvuran adli vakaların, evvelce düzenlenen geçici adli raporlarında belirtilen hayati tehlike kavramı ile tarafımızca verilen kesin raporlarında belirtilen hayati tehlike kavramı arasındaki tutarlılığı araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem:
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nca 1997-2004 yılları arasında kesin rapor tanzim edilen 540 olgunun, 449’unun (%83.1) geçici adli raporlarına Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi arşivinden ulaşılmış olup olgular retrospektif olarak yaş, cinsiyet, olay türü, yaralanma bölgesi, geçici adli raporda ve kesin raporda hayati tehlike mevcudiyeti yönlerinden taranarak analiz edilmiştir.
Bulgular:
Başvuran adli olguların %62.0’ı (335) erkek, %38.0’ı (205) kadındır. Trafik kazaları %71.9 ile (388) adli vakaların başında gelmektedir. En sık yaralanan bölge, %57.2 ile (309) baş-boyun bölgesidir. Adli Tıp Uzmanı olmayan hekimlerce düzenlenen, geçici adli raporlarında hayati tehlike varlığı belirtilen olguların %46.6’sının (82) kesin raporlarında hayati tehlikelerinin olmadığısaptanmıştır. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05).
Sonuç:
Geçici adli raporlarda ve kesin raporlarda belirtilen hayati tehlike kavramı arasındaki farklılıkların, Adli Tıp Uzmanı olmayan hekimlerin verecekleri raporları objektif kriterlere dayandırmaları tutumunu kazanmalarıyla ortadan kalkabileceğini düşünmekteyiz.


