ÖZ
Amaç
Herediter hemokromatozis (HH), artmış intestinal demir emilimi ve ilerleyici sistemik demir yüklenmesi ile karakterize yaygın bir otozomal resesif hastalıktır. C282Y varyantı Kuzey Avrupa popülasyonlarında HH’nin baskın nedeni olmakla birlikte, HFE varyantlarının dağılımı coğrafi olarak değişkenlik göstermektedir ve Türkiye’nin farklı bölgelerine ait veriler halen sınırlıdır. Bu çalışma, Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Ordu ilinde HH açısından araştırılan hastalarda HFE geni varyantlarının moleküler spektrumunu ve bunların biyokimyasal korelatlarını değerlendirmeyi amaçlamıştır.
Yöntemler
Ocak 2024 ile Ekim 2025 tarihleri arasında HFE gen dizilemesi yapılan 100 hastanın retrospektif analizi gerçekleştirildi. Demografik özellikler, hemoglobin, serum ferritin, serum demiri, transferrin satürasyonu (TS) ve HFE genotipleri tıbbi kayıtlardan elde edildi. PCR temelli amplifikasyonun ardından Illumina MiSeq platformunda yeni nesil dizileme uygulandı. Varyantlar; ClinVar, Franklin, VarSome, HGMD Public®, gnomAD ve dbSNP dâhil uluslararası veri tabanları kullanılarak sınıflandırıldı. Varyant taşıyıcıları ile taşıyıcı olmayanlar arasındaki karşılaştırmalar Mann-Whitney U ve ki-kare testleri ile analiz edildi.
Bulgular
Yüz hastanın (53 erkek, 47 kadın; ortalama yaş 47,2 ± 17,1 yıl) 64’ünde (%64,0) vahşi tip HFE genotipi saptanırken, 36’sında (%36,0) en az bir varyant bulundu. En sık görülen varyant, 30 heterozigot ve 3 homozigot olgu ile c.187C>G (H63D) idi. Bunu birer olgu şeklinde C282Y homozigotluğu, c.76+2dup heterozigotluğu ve H63D + c.76+2dup bileşik heterozigotluğu izledi. Ferritin, serum demiri ve hemoglobin düzeyleri açısından varyant taşıyıcıları ile taşıyıcı olmayanlar arasında anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p = 0,869, 0,204 ve 0.674). Bununla birlikte, yüksek TS düzeyi (> %45) varyant taşıyıcılarında vahşi tip bireylere göre anlamlı olarak daha sık gözlendi (%41,7’ye karşı %20,3, p = 0,040); bu durum, taşıyıcılarda yüksek TS görülme olasılığının yaklaşık 2.8 kat daha fazla olduğunu göstermektedir. Ferritin düzeyinin > 400 µg/L olma oranı açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. En yüksek ferritin düzeyi (6104 µg/L), ağır anemisi olan H63D heterozigot kadın bir hastada saptanırken; en yüksek TS değeri (%99), saptanabilir herhangi bir varyantı olmayan bir hastada gözlendi.
Sonuç
Bu Karadeniz kohortunda H63D başlıca HFE varyantı olarak saptanırken, C282Y’nin nadir olduğu görüldü; bu bulgu Türkiye’deki bölgesel genetik örüntülerle uyumludur. HFE varyantları ferritin düzeylerinde anlamlı farklılıklarla ilişkili olmasa da, yüksek TS ile gösterdikleri güçlü ilişki demir metabolizması üzerinde ölçülebilir bir etkilerine işaret etmektedir. Bu bulgular, C282Y ile ilişkili HH’nin nadir olduğu bölgelerde HH’nin tanısal değerlendirmesinde TS’nin önemini vurgulamaktadır. Türk popülasyonunda genotip-fenotip ilişkilerini daha iyi tanımlayabilmek için görüntüleme temelli demir kantifikasyonunu içeren daha geniş, çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır.


